Bize toplu yaşama kuralları, sağlıklı yaşama, finans idaresi konuları hakkında temel eğitim verilmedi.

Maalesef toplum olarak bizler temel eğitimin önemini daha kavrayamadık. Avrupa, Avrupa diyoruz ama oradan da sosyal yaşamı pozitif yönde etkileyecek hiçbir kriteri getiremiyoruz. Başbakanlar, bakanlar, eğitimciler ve birçok şehirlerde belediye başkanlarımız sürekli yurtdışına kafile olarak gider gelirler. Onların neden gidip geldiklerini hiçbir zaman anlamadım, ülkemde halen her gidip gelmenin sonunda elle tutulur bir şeyler değişmedi. Geldiklerinde toplumun ve şehrin çehresini değiştirecek hiçbir yenilik getirmezler. Birkaç hibe araç gereçten başka… Hâlbuki ülkemizin onlardan daha çok ihtiyacı olan sosyal yaşamı etkileyecek eğitim ve altyapı değişiklikleri getirmelerini beklerdim.

Nedir bunlar?

Ülkeler için temel eğitimi çok önemli; Cumhurbaşkanı, Başbakanı, öğretmeni, memuru, amiri de çöpçüsü de ilköğretimden geçmekte. Bu herkesin ortak eğitim noktası olduğuna göre temel eğitime çok önem verilmeli.

1994–2000 yılları arasında eğitimim için bulunduğum İngiltere’de temel eğitiminde nelerin verildiğini kısa birkaç örnek vereyim;

Temel eğitim: Avrupa da birçok ülkede çocuklar gelişimine göre 4–5 yaşlarında anaokulu eğitimine alınmakta. Öğretmenin gözetiminde çocuğun kabiliyetleri araştırılmakta ve kabiliyeti doğrultusunda çocuğun eğitim verilmekte bu şekilde hayatı yönlendirilmekte.

Burada özellikle kişisel bakım, resim yapma, boyama, müzik, tiyatro kabiliyetleri ortaya çıkarılırken bunlarla aynı zamanda ortak çalışma alışkanlığı kazandırılır. Bu çalışmalar ilk 6–8 aylık okul döneminde çocuğun kavrama kabiliyetine göre değişik sürelerde verilir.

Bu genel yetenek tespiti ve ortak çalışma alışkanlığı kazanan gruplara diş sağlığı, etrafı toplama ve güncel bakım üzerine 2–3 ay bir eğitim verilir. Aynı zamanda günlük, kimi boyama, kimi müzik, kimi tiyatro gibi etkinlikler yaparlar. Bu eğitimi de düzenli yapanlarla bu sefer sokakta yürüme, yaya yolu kullanma, çöplerin yere atılmaması gerektiği konusunda eğitim verilir. Uygulamalı eğitimin yanı sıra yere çöp atan kişileri nazikçe uyarma ve uymayanları polise bildirme alışkanlığı kazandırılır.

Aşağıdaki konularda bütün öğrenciler Belediyeye götürülür:

1- Bizzat çöpler sokaktan nasıl toplanıyor ve nasıl imha ediliyor öğretiliyor. Ev çöpleri neden sınıflandırmamız (Gazete, konserve kutusu, cam ve yiyecek) gerektiğini çocuk görerek öğreniyor. Bu eğitim süresince uygulaması yapılıyor, evlerde ve sokakta uygulandığında şehrin ne kadar kâr edeceği anlatılır. Sokakta her çöp kutusuna atılmayan çöp için çöpçünün ekstra zaman kaybedeceği şayet çöp yere atılırsa daha çok çöpçüye ihtiyaç duyulacağı ve bu iş içinde belediye daha çok işçi çalıştıracak demektir. Buda bir sonraki sene daha çok VERGİ toplanacak demek olduğu anlatılıyor. O körpe beyinlere bunlar adeta nakşediliyor.

Bu tip bir eğitim alan çocuk elindeki sakız kâğıdını, yolda giderken çekirdek kabuğunu, büyüdüğünde sigara izmaritini yola atabilir mi? Ne dersiniz?

Sizi duyar gibiyim hayır asla atamaz diyorsunuz.

2- Evlerde akan suların nasıl geldiğini ve suların nasıl kullanılması gerektiği konusunda eğitim veriliyor. Bu eğitim belediyede başlıyor ve suyun kaynakları barajlar hakkında video, slayt gösterisinden sonra baraj gezisi yapılır. Evlerde iki su hattı var biri temizlik suyu diğeri içme suyu hattı. Temizlik için su arıtmadan gelen klorlu su. İçme suyu barajlardan gelmekte bu baraj sahalarına eğitim için çocukların aileleri ile gidilebiliyor. İngiltere’de gittiğimiz baraj 158 yılık barajdı ve hala çalışıyordu bizim ülkemizde Çubuk barajı 35–40 yılda doldu toprakla, kumla ama o barajın daha %17’si dolmamıştı. Bunun nedeni baraj sahasına bakan bölgede, bütün alan çimlenmiş, ağaçlanmış veya taş döşemişler. Bir avuç içi toprak göremezsiniz. Kısaca erozyonun işi burada çok zordu.

Ülkede kimse içme suyunu satın almıyor, musluk suları bizim ülkemizde bazı damacana sularından daha kaliteli en azından işlenmiş su değil, doğal su. Bu eğitimi alan çocuk evde damlayan sulara dikkat ediyor. Aksi halde su damlarsa ve israf edilirse su yetmeyecek, su yetmeyince belediye yeni baraj yapacak, yeni baraj içinde devlet daha çok vergi alacak buda çocukların daha az harçlık alacakları, tatile gidemeyecekleri, istedikleri yeni oyuncaklar alamayacakları öğretiliyor.

İngiltere’de evler de su saati yok bir kişinin yılık su tüketimini hesaplamışlar. Evde kalan kişi sayısını belediyeye söylediğinde otomatikman yılık su paran ortaya çıkıyor. 1994 de 4 kişilik bir ailenin yılık su tüketim parası 150 Sterlin idi. 1999’da yılık 4 kişilik bir ailenin su gideri 110–120 Sterlin’e inmişti, bu indirimi belediye verilen eğitime bağlamıştı.

Biz toplum olarak suyu çok hoyratça kullanıyoruz, merdiven, balkon, halı, bahçe ve araba yıkıyoruz Beyler, bayanlar bu kullanmaya dünyanın en büyük denizini bağlasanız yetmez inanın bu işe DUR demeye var mısınız?

3- Birkaç hafta çocuklar belediyenin imar işlerine gidiyorlar. Şehir planlaması üzerine ne tür çalışmalar yapılıyor ve neler yapılmalı konularında bilgi alıyorlar. Yeni mahalleler nasıl oluşturuluyor, park ve okullar nasıl yerleştiriliyor, bunların alt yapıları nasıl yapılıyor. Bu ve buna benzer konular 6–7 yaşında körpe beyinlere işleniyor bu çocukların berki birçoğu şehir plancısı olmayacak ama şehirde yaşayacak kendileri yetişkin birey olduğunda yanlış gidişatın farkına varacak ve uyaracak veya şikâyet edecek. Çocuklara şehir planları ile ilgili projeler veriliyor onların projelerinin en iyileri seçilip ödüllendiriliyorlar hatta uygulamaya konması için çalışılanlarda oluyor.

Ülkemizde her belediyede imar işleri veya fen işleri var. Bunların şuanda işlevi nedir bilir misiniz? Ben söyleyeyim vatandaşın yapmış olduğu çarpık binaya önce ceza kesmek sonrada ruhsat vermek ve o binaya altyapı hizmetlerini götürmekten başka bir işlev yapmazlar. Ondan sonra daracık ve çıkmaz sokaklarda bir yangın anında yollara park eden araçlardan dolayı giremeyen itfaiye ve ambulanslar görmekteyiz.

Avrupa da bu birimlerin asıl görevi, şehirlerin mastır projeleri doğrultusunda tarıma elverişli olmayan arazileri yerleşime açmak ve buralarda yol, su, kanalizasyon, elektrik, telefon gibi altyapıyı yapmaktır. Aynı zamanda hangi sokağa kaç kat bina ve hangi model bina yapılacağının projelerini oluşturmaktır. Vatandaşın veya devletin tarıma elverişli olmayan arazisinin imar planını yaparak yeni yapılaşmayı bu şekilde planlı hale getirebiliriz. Alt yapı vatandaşın kendi yeri olsa bile yapılır. Hem o yer değerlenir vatandaş da kar eder belediyede neden mi belediye sonradan altyapı için bina yıkmak ve tazminat ödemekten kurtulur.

4- Park ve bahçelerin nasıl çimlendiğini, ağaçlandığını öğreniyorlar ve bizzat ilkbaharda uygulayarak (dikerek, sulayarak) öğreniyorlar.

Bu saydığımız eğitim okul ve belediye ortaklaşa verilmekte. Ülkemizde de bu veya buna benzer eğitim verilemez mi? Bunlar çok zor şeyler değil küçük şeyler ama başarının sırrı küçük şeylerden geçmekte.

5- Çocuklar hususi çiftliğe götürülüyor burada hayvanlar nasıl yetiştiriliyor, et, süt, yumurta nasıl üretiliyor, 3–4 hafta giderek uygulamalı olarak öğreniyorlar.

6- Finansal eğitim; bir konudaki eğitim tamamen tüketici yetiştirmekten yana, bir eğitim birikim asla yok. Yaz tatili, kış tatili, yiyecek, giyecek konularında para nasıl kullanılır kapsamında maalesef. Tabi İngiltere’de büyük kesimin çocuklarına servet bırakmak gibi bir amaçları yok. Çocuk 18’ine geldiğinde devlet bakacak özürlü çocuğu olana resmen maaş bağlıyor. Finansal konu çok önemli, Dünya’da her ülkenin kendi ekonomik şartlarına göre zengin kesim nüfusun %10–15’i geçmez. Bunun asıl nedeni sadece o kadar zeki kişi olduğunu göstermez. Bu oran sadece finansal zekâlarını kullanan kesimidir. Bu konuda sizlere okumanız için âcizane çeviri bir kitap olacak “Zengin Baba Yoksul Baba” Alfa Yayınları’ndan tavsiye ediyorum.

7- Biz kişisel olarak yaptığımız bir yanlış sonucunda karşımızdakinden özür dilemeyi maalesef bilmiyoruz. Özür dileyince sanki karşımızdakinden korktuğumuz anlamını yüklüyoruz bunu bir gurur meselesi yapıyoruz. İngilizler köpeklerine karşı yaptıkları bir yanlıştan dolayı köpeğinden özür diliyor, bizim ülkemiz de Müslüman kardeşimizden özür dileme zahmetinde bulunamıyoruz. Bizim kardeşimiz elin köpeği kadar kıymeti yok mu? Sokakta kaza ile bir İngiliz ile çarpışın ilk diyeceği şey “sorry” (özür dilerim). Bunu o kadar rahat kullanıyorlar ki sanki kendilerini otomatiğe almışlar gibi.

Anekdot; Karabük’te sokakta yürüyorum 4–5 liseli genç karşıdan geliyorlar (kravatları sarkmış, gömlek pantolondan çıkmış) istemeyerek çarpıştık ben “özür dilerim” dedim hemen (benim omzuma dahi gelmeyen boylarda) genç arkadaşlarına dönerek “baksana benden nasılda tırstı özür diliyor” diye söylendi.

8- Bizim karşımızdakine saygımızın bir başka ölçüsü de araç kullanırken, park ederken, yürürken, sırada beklerken, otobüse binerken inerken vb konularda maalesef toplum olarak uymuyoruz. Ne yayaya saygımız var ne de araba kullanana. Direksiyona geçtik mi küçük dağları biz yarattık asla öncelik hakkına riayet etmiyoruz. Hadi diyelim trafik kuralları önemli değil bu aynı zamanda inandığımız dinde de kul hakkı yok mu? Hiç olmasa ona uyalım.

Anekdot; bir kış günüydü arabamla okula giderken dışarıda 5–6 cm kar var. Yoldan, benden önce giden arabaların teker izleri var. Bulunduğum şehir İngiltere’nin kuzeyin de (Newcastle Upon Tyne) olduğundan buzlanmaya karşı sürekli tuzlama çalışması yapılıyor. Tuzlama sonu yağan kardaki teker izlerinde güvercinler bir şeyler alıyordu. Bende onları rahatsız etmeyeyim diye yanlarında geçmeye kalktım. Tam ben geçecektim güvercin havalandı. Benim arabanın sağ arka kapısına çarptı ve düştü. Bu olayı görenler (kaldırımda yürüyen yayalar) hemen koştular. Benim görmediğimi zannedip bana seslendiler. Ben hemen durdum güvercini aldım, telefon kulübesinden hayvan hastanesini aradım ve (İngiltere’de acil durumlar için tek numara sistemi uygulanmaktadır. 999 aradığınızda operatör sizi yönlendiriyor) olayı anlattım. Bana dediler ki sen stres yapmışındır biz ambulans gönderelim kuşu aldıralım dediler ben moralimin iyi olduğunu söyledim araba kullanmamda bir problem yok. Ben çarpmadım kuş bana çarptı dedim. Bana hastanenin yerini tarif ettiler, güvercini hayvan hastanesine götürdüm. Hayvanı aldılar ve hemen tansiyonuma baktılar. Neden dedim olsun biz sizin sağlık kontrolünüzü yapalım dediler. Ben şaka ile karışık güvercin olmadığımı söyledim doktorda kendisinin hayvan doktoru olmadığını söyledi. Ev adresimi, telefonumu aldılar. Bir hafta sonra evi aramışlar sonrada evden aldıkları telefonla okulu aradılar. Dediler ki güvercin iyi oldu biz haftaya pazartesi aynı yerde hayvanı serbest bırakacağız sizde orada olmak ister misiniz dediler. Ben şok oldum ve hayvana gösterilen hassasiyetten çok etkilendim. Çok üzgün olduğumu ve o gün müsait olmadığımı söyledim kendilerine. Eve birkaç gün sonra 7 Sterlin’lik bir çek geldi, bu çekin ne olduğunu arayıp sorunca benim arabamla hayvan hastanesine gittiğim için göndermişlerdi.

Bir güvercine verilen öneme bakın.

Evet, yukarıdaki saydıklarım çerçevesinde temel eğitim yeniden gözden geçirilse; çarpık kentleşme, çöp sokaklar, ağaçsız çevre, susuz yaz günleri, saygı ve sevgiden mahrum bir toplum (insan ve hayvan) olur mu ne dersiniz?

Ülkemizde temel eğimde nelerin yapıldığını biliyoruz. AB deki temel eğitimden kısa bir kesit önümüzde adamlar bundan artı başarıda sağlanmış. Bu ve buna benzer yüzlerce örnek var, o zaman yapılması gereken tek şey var alıp uygulamak. Yeniden Amerika’yı keşfe gerek yok.

Ne dersiniz temel eğitimde bir şeyler değişmelimi sizce?

Vedat DEMİR