Toplum olarak hep “ah eski bayramlar” der dururuz. Kimle konuşursak konuşalım herkes “eski bayramlar” der. Bu bayramları kim yaşamış? Neden devam ettirmemiş? Neden gençlere yaşatmamış acaba bilen var mı? Yoksa devir değişti diyorlar, bu ne biçim devir ki kültürü de yok ediyor. Bu mümkün mü? Bu kadar yozlaşmanın nedeni ne acaba? Yoksa toplumu oluşturan bireyler mi bozuldu? Toplumun en küçük bireyi kişiler, kişilerin de karşılaştığı ilk topluluk aile yani aile toplumun küçük modelidir. Aile bireyleri önce aileyi oluşturmakta, ailelerde toplumu oluşturmaktadır. Şayet toplum bozulduysa bizim aile yapımız bozulmuş oluyor. O zaman problem bizde yani aileyi oluşturan fertlerde, bizler bozulduğumuz için toplum bozulmakta. Bizi bu kadar bozan ve yozlaştıran nedir? Şöyle 25-30 yıl önceyi iyi hatırlarlarsınız. O zaman elektrik yok! TV yok!
İlkbaharda tarla kazma; yazın fındık toplama, fındığı patoza verme imeceleri oluşurdu. Sonbaharda kışlık odun hazırlama ve taşıma imeceliği, ayrıca sonbahar akşamları komşular birbirlerine oturmaya gider, mısır soyardı. Kış akşamlarının uzun gecelerini kısaltmak için aileler birbirlerine oturmaya gider. Genç kızlar örgü, dantel yapar; erkeklerde farklı oyunlar oynar. Babalarımızda köyün, mahallenin ortak işlerini konuşur onları hallederlerdi. Bunun başında da köyün imamının yılık ücretini (maaşı) konuşurlardı. Kısacası, imamın maaşını köylüler kendi aralarında toplarlardı ve bundan dolayı imam köylüye karşı sorumluydu. Bu imam o zaman köylünün çocuklarını bir itina ile okutur ve bilgilenirdi. Kış toplantılarında köy yolu, köylünün problemi konuşulur ve o problemler çözüme kavuşturulmaya çalışılırdı. Köylü, mahalleli kendi problemlerini kendileri çözerlerdi. Ortak yapılan eserler daha itina ile korunurdu. Köyün içinde meydana gelen olaylar köylü tarafından çözülürdü. Basında, mahalle baskısı diyorlar ya o zaman mahalle baskısı yoktu. Biz ona çevre kontrolü derdik. Köydeki yabancı istediği gibi gezemezdi. Komşunun çocuğu yanlış yaparsa, onu gören komşusu uyarırdı, gerekirse kızardı. Köylü tapusuz ormanları bile kendi aralarında paylaşmışlardı. Ormanları bile korurlardı. Ne zamanki köylere ormanları korumaya ormancı geldi, maalesef bizim köyün etrafındaki ormanlar o zaman kesilmeye başlandı. Devlet kendi dikmediği ormanını bile köylüye emanet etmedi. Ama köylünün oğlunu ormancı yaparak o ormanları korumaya kalktı. Sonuç tam bir facia gördüğünüz gibi. Devlet baba köylere sadece ormancı değil, imamda gönderdi, yolları da yaptı, elektrik getirdi. Köylüde eğitimsiz olduğundan TV’leri nasıl kullanacağını bilmediğinden, sunulan her programı kendine örnek aldı, böylede yaşanırmış diye düşündü. TV programları, tele voleler ve diziler öyle oldu ki varoş kızları zengin çocuklarının oyuncağı olarak topluma körüklendi. Dizilerde çılgınca gençlerin para harcaması, genç yaşta zengin olmanın yollarının yolsuzluk olduğu körüklendi. Eğitimsiz kişilere TV dizilerini izlerken nasıl davranmaları gerektiği eğitimi verilmeliydi.
Ne dersiniz biz nasıl bozulduk acaba? Çok güzel bir atasözümüz var “Ne ekersen onu biçersin.” Biz büyüklerimizden gördüklerimizi birebir uygularsak, çocuklarımız bunları görecek onlarda bayramlar böyle kutlanır diyerek geleneklerimiz devam eder. . .
Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar sağlık, sıhhat dilerim. Sevdiklerinizle geçirmeniz umuduyla nice bayramlara.
08.12.2008
Dr.Vedat DEMİR






