Bin dokuz yüzlü yılların ilk çeyreğinde Avrupa’nın birçok ülkesinde en az 100 dönümlük çiftlikler kurulmuş ve bu çiftliklerin sınırları çizilmiş. Hatta bu araziler kardeşler arası bölümüne de müsaade edilmemiş. Kısacası Avrupalıya babasından kalan araziyi kardeşler arası taksim etme lüksü verilmemiş. Her çiftliğin bir yöneticisi var bunu ister aile kendi aralarında birini belirler, yada aile belirleyemez ise belediyeler o çiftliğin yönetimini belirler ve ailenin diğer fertleri çiftliğin işçileridir ve aynı zamanda da yasal olarak ortaklarıdırlar. Ne üretecekleri ve ne kadar üretecekleri belli olan bir üretim yapıldığında, ürünün piyasası otomatikman belli oluyor arz talep meselesinden dolayı.
Tarıma AB uyum yasalarıyla gelen iki uygulama; birincisi ülkemizde de 5 (5 000 m2) dönümden aşağı tarım arazi bölümü yasaklanması. Şu bir gerçek küçük tarım arazisi hem işçilik artırmakta hem de verimi düşürmekte. Uyum yasalarıyla gelen ikinci yenilik ise halk arasında bilinen adıyla arazi parası, bu da ülkemizde yanlış uygulanıyor. Avrupalı bu desteği çiftçinin ürettiği ürünün kg veya ton başına destek olarak verirken, bizde ise ekilmeyen arazilere de verilmesi tarımı daha da öldürmekte. Bu uygulama mutlaka değiştirilmeli çiftçinin ürettiği ürüne bu destek uygulanmalı. O zaman ülkede üretim teşvik edilmiş olur ve üreticide desteklenir.
Gelelim Güzel Ülkeme özelliklede yıllardır toprak reformu deyip durduk onu da yapamadık. Yapamayış sebebimiz, elinde büyük arazisi olan ağaların toprak saltanata dokunulamayışı. Ülkemizde küçük çiftçiliği kaldırmak ve küçük tarım arazileri birleştirmek gibide bir proje yok. İş böyle olunca küçük üretici bu yıl ne para etti gelecek yıl onu ekiyor veya hangi üretim daha kolay onu üretiyor. Hesapsız, kitapsız üretim olunca bazı yıllar ürün para ediyor, bazı yıllar etmiyor veya ürün ülke genelinde üretildiğinden, arazisinde başka ürün yetiştirmesi mümkün olmayan çiftçiler mağdur oluyor. Avrupalının 1 dönümden aldığı ürünü biz 3-4 dönümden alamazken, bizim üretim maliyetini oların birkaç katına mal etmekteyiz. Ondan sonrada efendim biz rekabet edemiyoruz diye feryat ediyoruz. Profesyonelce çiftçilik olmayınca, babadan kalma metotlarla üretim olunca sonuç bu. Bizim ziraat mühendisimiz masa başında beyaz önlüklüdür, çitçimiz ise mühendisten çok bildiğini zanneder ona danışmaz hal böyle olunca da sonuç ortada.
Ülkenin olmayan tarım politikası yüzünden pirinci, mısır ve mercimeği yurtdışından alır olduk. Nedeni ne dersiniz; pirinç işçiliği, fındık işçiliğine göre kat, kat zor olmasından dolayı pirinç çiftçisi fındık tarımına geçti. Terme ırmağı ve Çarşambadan geçen Yeşilırmak ovalarının içinden denize dökülmekte. Bu bölgede tarlaları sudan arıtmak için arklar açıldı pirinç yerine daha kolay ürün olan fındık yetiştirildi. Hakeza Adapazarı, Düzce’de pirinç, şeker pancarı ve mısır tarımı bırakıldı fındık tarımına geçildi. Bu olaya devlet ve halk seyirci kaldı. Halkta suçlu bu konuda üç kuruşa fındık fidesi satacam diye binlerce kök fındık fidesini satarak kendi geleceğini karartı. Bunun sebebi Ülkenin tarım politikasının olmayışı. Pirinç, şeker pancarı ve mısır bu ürünlerin hiç biri Ordu, Giresun ve Trabzon’daki eğimli arazilerde yetiştirilemez yetiştirilse de modern tarım yapılamaz. Arazi eğimli olduğundan elle işlemek gerekir buda maliyeti artırmakta artı toprak erozyonuna sebep olmaktadır. Ordu, Giresun ve Trabzon arazisinde fındık, ceviz vb ürünler için elverişli diğer tarım ürünleri için maalesef elverişli değil. Bu bölgenin fındığının yağ oranı diğer bölgelerin fındığına göre de yüksek.
Ülkenin önce tarım politikası belirlenmeli ve sonra bu politika karşısında toprak reformu mutlaka yapılmalı (en az 100-200 dönülük çiftlikler kurulmalı gerekirse arazi birleştirmelere gidilmeli). Bu konuda yasa çıkarılmalı ve bu yasada uygulanmalı, bu yasa cıksa uygulama çok zor olabilir fakat ülkenin dışa bağımlılıktan kurtulması için bu şart. Tarım politikası belirlenirken günü birlik değil de gelecek 200–300 yıllık politikalar belirlenmeli. Her bölgenin ekeceği ürünler belirlenmeli ve hangi yılda hangi ürünün yetiştirileceği, tahmini üretim kapasitesi ve ne kadar tarım işçisine gerek duyulacağı belirlenmeli bu şekilde üretim yaparsak bilinçli üretim olur o zamanda ürünün fiyatı düşmez.
Ulusal Tarım politikaları umuduyla…
10.09.2008
Vedat DEMİR






